Önündeki arpın tellerine bir kaç defa daha dokundu adam. Etrafında onu dinleyen bir dolu izleyici merakla ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu. Linn, onlardan uzakta elindeki Maev onu Oberon'da bir handa yakalasa neler olacağını düşündü bir anlığına. Zihninde dolanan annesinin azarlamalarını uzaklaştırmak için elindeki tahta kupadan bir yudum daha aldı. Arkasından gelen bağırışla, dikkati o yöne toplandı.
"Atlantis'i anlat bana ozan!" ses, hanın diğer ucundaki siyah saçlı adamdan geliyordu. Yeşil gözleri, yüzüne yansıyan ışıkla daha belirgin hale geliyordu. Normal insan yaşıyla adam daha çok gençti. "Daha doğrusu, Almoria'yı anlat bana ozan! Vatanımı anlat!"
Linn başını bağırışın sahibine çevirince gülümsedi. Anlaşılan misafirleri bu gece içkiyi biraz fazla kaçırmıştı.
"Ah, Almorialı efendim! Bu naçizane isteğiniz adına hürmetle eğiliyorum. " Ozan tüylü yeşil şapkasını çıkarıp, kısa bir jestle eğildi ve arpının tellerine dokunmaya başladı. Nefes alışından, uzun bir melodiye gireceği anlaşılıyordu. Dizeler ilk Khultai savaşından başladı. Barbarlardan, ve Ilyth ile ilk yaptıkları ittifaktan bahsetti. Linn, tarih derslerinden bu bölümü hatırlıyordu. Çoğu hoca, "Antik İttifak" olarak bahsediyordu bundan. Her ne kadar kulakları şarkıda olsa da, Linn gözlerini genç adamdan alamıyordu. Bir şey onu çekiyordu fakat bunu anlamlandıramıyordu. Belki gücüydü bu, veya ihtişamı.
"Yakışıklılığını katmayı unuttun." diye bir ses duydu ve irkildi Linn. Etrafına baktığında, masaya oturmayı isteyen iki çift gözle karşı karşıyaydı. Normal boylarda, sarı kıvırcık saçlı ve top sakallı orta yaşlarda adama aitti bu gözler. Linn son denileni duymamış gibi davrandı ve karşısındaki sandalyeyi adama göstererek "Usta Lut! Buyrun. "
"Teşekkürler Linn. Fakat buraya sohbet etmek için gelmedim. Annen, bir kaç saat içinde Houri'ye geri döneceğini sana bildirmemi istedi. Ben de onunla birlikte döneceğim. Her şeyi bilen Haimon adına, Volkan'ın eteklerine bir tapınak kurulmasında görevliyim. "
Linn, annesini ve Lut'ogven'i yolcu etmek için handan ayrılırken Almorialı adamla göz göze geldi. Sadece bir anlığına bakışmış olsalar da, adamın bakışındaki sert yüz ifadesi Linn'e döndüğünde adeta saf bir çocuğun yeşil gözleri gibiydi. Handan çıktığında, adamın adını hatırladı. Gecenin karanlığına doğru, o adı fısıldadı.
"Ernedel... Lord Taron'un oğlu..."
***
"Patlayıcı silahlar mı?" Edan etkilenmişe benziyordu. Uzun zamandır Gundisalv'da eğitimi devam ediyordu ve yaşıtlarından çok daha fazla yol katetmişti. Bu öneriyi de o sunmuştu. Diğer şehirler ve dış dünya hakkında tüccarlardan haber alıyordu. Gundisalv'a gelen bazı satıcılar gizli bir proje için Arcadia'ya giden büyücülerden bahsetmişti. Hiç kimse neden gittikleri hakkında bir bilgiye sahip değildi. Büyücüler geri döndüklerinde ateşli silahların işleyişinden, ne kadar büyük bir güç oluşturacağından konuşuyorlardı. Edan da bu söylentileri merakla dinliyordu. Swain ve Kayle savaştayken, savunma planlarına erişimine izin verilmişti. Planları incelediğinde zaten böyle bir düşüncenin mevcut olduğunu farketti. Fakat savunma planlarında bir eksiklik gözüne batmıştı. Olası bir kuşatmada, şehri nasıl savunacaklarına dair çok az fikir vardı. Gundisalv'daki diğer hocalarına savunmalarından bahsetmeye başladı bu sefer de. Her ne kadar bir tehdit şimdilik gözükmüyor ve çoğu şehrin doğal koruması olsa da, Gundisalv tamamiyle saldırıya açık bir yere kurulmuştu. Sadece güneylerinde bir nehir bulunmaktaydı. Bu nehrin kuzey tarafına kurulacak Mildor'da bulunan bir duvar gibi bir yapı bu şehri geçilmez yapmak için yeter de artardı.
Bütün bu düşüncelerin yanı sıra, Edan'ın aklı kardeşindeydi. Linn şimdi neler yapıyordu?
Linn, annesini ve Lut'ogven'i yolcu etmek için handan ayrılırken Almorialı adamla göz göze geldi. Sadece bir anlığına bakışmış olsalar da, adamın bakışındaki sert yüz ifadesi Linn'e döndüğünde adeta saf bir çocuğun yeşil gözleri gibiydi. Handan çıktığında, adamın adını hatırladı. Gecenin karanlığına doğru, o adı fısıldadı.
"Ernedel... Lord Taron'un oğlu..."
***
"Patlayıcı silahlar mı?" Edan etkilenmişe benziyordu. Uzun zamandır Gundisalv'da eğitimi devam ediyordu ve yaşıtlarından çok daha fazla yol katetmişti. Bu öneriyi de o sunmuştu. Diğer şehirler ve dış dünya hakkında tüccarlardan haber alıyordu. Gundisalv'a gelen bazı satıcılar gizli bir proje için Arcadia'ya giden büyücülerden bahsetmişti. Hiç kimse neden gittikleri hakkında bir bilgiye sahip değildi. Büyücüler geri döndüklerinde ateşli silahların işleyişinden, ne kadar büyük bir güç oluşturacağından konuşuyorlardı. Edan da bu söylentileri merakla dinliyordu. Swain ve Kayle savaştayken, savunma planlarına erişimine izin verilmişti. Planları incelediğinde zaten böyle bir düşüncenin mevcut olduğunu farketti. Fakat savunma planlarında bir eksiklik gözüne batmıştı. Olası bir kuşatmada, şehri nasıl savunacaklarına dair çok az fikir vardı. Gundisalv'daki diğer hocalarına savunmalarından bahsetmeye başladı bu sefer de. Her ne kadar bir tehdit şimdilik gözükmüyor ve çoğu şehrin doğal koruması olsa da, Gundisalv tamamiyle saldırıya açık bir yere kurulmuştu. Sadece güneylerinde bir nehir bulunmaktaydı. Bu nehrin kuzey tarafına kurulacak Mildor'da bulunan bir duvar gibi bir yapı bu şehri geçilmez yapmak için yeter de artardı.
Bütün bu düşüncelerin yanı sıra, Edan'ın aklı kardeşindeydi. Linn şimdi neler yapıyordu?
***
"Ölü büyü alanı mı? İlginç..."
Maev Houri'ye daha yeni gelmişti fakat şimdiden işe koyulmuştu. Volkana doğru ilerlerken, yanındaki büyücülerden son durum hakkında bilgi ediniyordu. Son yıllarda sıkça Houri'ye gidiyordu. Büyük bir kısmı Boyut Kapıları aracılığıyla olsa da, gemi yolculuğu her zaman onu dinlendiriyordu. Düşünceleriyle baş başa kalabilmesi onun için büyük bir nimetti.
"Bu büyü alanını canlandırabilecek güce sahibiz. Ve ondan elimizden geldiğince bilgi alabileceğimizi düşünüyorum. Büyük ihtimal, bu patlamaları da sona erdirebilir. Çalışmaya başlayın. Herhangi bir sonuç alana kadar ben de sizinle birlikte olacağım."
***
Archibald salondaki insanlara bir göz gezdirdi. Yorulmuştu, halkı yönetmek gerçekten zor bir işti. Evet, konsey ona karar almada büyük yardım ediyordu. Maev, büyücülerle ilgilenirken Swain ve Kayle savaşlara bizzat katılıyordu fakat halen emin değildi. En son sözü o sözlüyordu. Aileler onun kararları yüzünden ağıt yakıyordu. Belki de bir gün, bu ağıtlar onun için yakılacaktı. Her ne kadar yalnızlığı seven biri olsa da, bu gibi zamanlarda düşünceleriyle birlikte kalmaktan nefret ediyordu. Konsey salonundaki bu sükuneti bozan, gelen bir elçiydi.
"Germania Devleti adına, kısa süre önce hayatını kaybeden liderimizin cenaze törenine davet edilmiş bulunmaktasınız. Böyle bir günde, birlikte yas tutmak bizi onurlandıracaktır."
Acada düşüncelerini okuyan biri mi vardı? Haimon, onunla eskisi kadar iletişim kurmasa da işaret göndermekte üstüne yoktu.
"Böyle bir davete, ülkemi bırakamamak beni derinden yaralasa da Kardeş Velia'nın bizzat katılmaktan onur duyacağına emin olabilirsiniz. En kısa zamanda yola çıkacaktır."
'Hastalandığında' halkının çığlıklarını ve o ayini hatırladı. Elçinin odadan çıkmasıyla birlikte, önündeki kağıt parçasına başını eğdi. Zihniyle, yine yanlız kalmıştı.
-----
2 Kaynak Keşfi(GE): 2 Üretim
Dönüşüm Gücü: 37 Gelişim, 22 Üretim (Hava, Kış, Güneş)
Tapınak: 10 Gelişim, 10 Üretim (Houri)
4 Silahşör(EĞ) : 32 Askeri (Alward)
Toplam: 47 Gelişim, 34 Üretim, 32 Askeri
Büyü Denemesi: Yeşil Ölüm, Sonsuz Ormanın Gardiyanı, Petsuchos, Kuzeyin Efendileri, Saf Işığın Takipçileri
Büyü Yapma: Boyut Kapısı(Gundisalv), Yeniden Doğum
Dilek: Dilek Gücü, Volkanın Kalbi'nin tur beklemesinin kalkması, Kutsal Ordu, Daha ileri büyü öğrenimi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder