24 Aralık 2011 Cumartesi

Tur 16 - Ölümün Nefesi


"Savaşın bıraktığı iğrenç kan kokusuyla karışmış zafer... Bunun böyle olacağı çok öncesinden belliydi. Selene, şu deniz yaratığı için yardım istediğinde anlamalılardı. Houri'deki araştırmaları da sadece bizim sorunumuza bir çözüm bulabilmeleri içindi. Aramızdaki "ittifak" sadece ortak kar adınaydı. Bu savaşın çıkacağı, yüzyıllar öncesinden belliydi. Fakat bunu göremeyecek kadar gözlerini karartmışlardı. "

Swain, konuşurken Herakles'in mezarına bakıyordu. Bir yarı-tanrı, onların ellerinde ölmüştü. Fakat mezarı, belki Utheril'deki gelmiş ve gelecek en görkemli anıtlardan biri olmuştu. Yanında Patroklos ve Zethos'un mezarları yer almaktaydı, fakat onun kadar görkemli değillerdi. Kanatlı, şaha kalkmış bir atın üzerinde kılıcıyla saldırmaya hazır bir savaşçı figürüydü bu. "Yine de kimin tanrısı olursa olsun. İster Selene ister başka. bu anıtla Zeus'un oğlu unutulmayacak."

Adam, yanındaki yılana eliyle işaret verdi ve ölüm kokusu dinmeyen topraklara doğru ilerledi. Tamir işleri halen devam ediyordu fakat şehir halen eski kasvetini koruyordu. Şehrin merkezine gittiğinde, kara bulutların altındaki tapınağı gördü. Büyük bir kısmı tamir edilmişti ve içeride "ölüm" onu beklemekteydi.

"Swain. Seni bekliyordum." İskelet, kırmızı yanan gözlerini Swain'e doğrultmuştu. Cansız bakışlarında, büyük bir güç hissediliyordu. "Seleneli biri geldi. Tahmin edebileceğin gibi korktular benden." sözlerinin sonuna doğru kısık bir gülme sesi duyulmuştu. "Seni merkezde bekliyor."

"Teşekkürler, Addanc. " Swain tapınağa daha yeni girmişti fakat Addanc ile karşılaştığından beri boşuna zaman harcamamaya özen gösteriyordu. İskelet, hayatta olduğu zaman Pergamon'da yaşayan nadir büyücülerden biriydi, canlandırıldığında ise engin büyü bilgisini Swain'e sunmuştu ve Swain o ilginç rüyanın ardından seve seve bu teklifi kabul etmişti.

"Evet? Geliş nedeniniz? " Karşısındaki Seleneli elçiye baktı. Adam, tamamiyle duygusuz bir şekilde Swain'in karşısındaydı. Hislerini ele vermemeye çalışıyor, fakat adama duyduğu nefret ettiği her kelimede kendini hissettiriyordu.

"Sizden bazı taleplerimiz..."

"Talep? Bir şey talep edecek durumda değilsiniz bayım."

"Sizin yöntemlerinizi kullanacak kadar kalleş değiliz biz..." diye fısıldadı adam. Swain duymazdan gelerek, adamın devam etmesine izin verdi. "Sizden bazı 'isteklerimiz' var. Askerlerimizin mühimmatlarını  geri istiyoruz. Ek olarak kralımızın yeğeni Patroklos ve değerli Zethos'un cesetlerini Selene'ye geri götürmek istiyoruz."

Swain, adamın sözlerini bitirmesiyle eliyle bir işaret yaptı bir süre sonra az önce ayrıldığı Heraklesin Anıtı'na geldiler. Adam, nutku tutulmuş bir şekilde heykeli ve mezarları inceledi. Eski duygusuz yüz ifadesinin yerini şaşkınlık kaplamıştı. Her şeyin beklediğinden uygun olduğuna karar verdiğinde, mühimmatları ve diğer askerlerin cesetlerini sordu.

"Onları geri vermemiz söz konusu değil. Bir savaşçının huzura kavuşması son öldüğü yerde gömülmesiyle sağlanmalıdır. Bu askerlerin anısına hakaret etmenize izin veremem. Mühimmatlar ise, bizim tarafımızdan eritilerek Ilyth demircileri tarafından işlenecektir. Eğer başka bir şey yoksa, sınırlarımızı en kısa sürede terk etmeniz gerekli."

***

"Saçmalık. Bize bu büyüyü veren tanrılarımız, onlar sayesinde biz bu kadar güçlüyüz. O adam ise bir çığırtkandan başka bir şey değil. Yine de önlem olarak, Lut'ogven ve rahiplerimiz bu durumu araştırmalı. " Maev'in sesi sinirli çıkmıştı. Karşısındaki adam, anladığını bir baş işaretiyle belirterek odadan dışarı çıktı.

***

Bütün bunlar yaşanırken bütün Ilyth'deki büyücüler son yılların en yoğun zamanını yaşıyorlardı. Yeni büyüler, varolan büyülerin yapımı derken Edan, Gundisalv'a hiç bir zaman verilmemiş bir değeri göstermişti. Varolan suru alevlendirerek, bir duvar olarak kullanmak. Neden olmasın? Normalde okçuların kullanmadığı, fakat Silahşörler için de eski teknoloji olan arbaletini elinden geldiğince geliştirmeye çalışıyordu. Eğitimi bittiğinden beri arbalete ve bu şehre harcadığı zamanı başka kimsenin feda edemeyeceğine adeta emindi. Elindeki Arbaletin malzemesi, Thera'nın güneyindeki ormanlardan geliyordu. Okları ise uçlarından tüylerine kadar çeşitliydi. Yağmurlu havalarda, o sözü edilen iblislere karşı kullanmak gibi bir dolu nedenden ötürü sadak bulunuyordu. Büyük bir kısımını ise kendi yapmıştı. Eğer bir saldırı altında kalınırsa, kullanmaktan çekinmeyeceğine emindi. "Acaba Linn nerede?" diye düşündü Edan. Uzun zamandır haber alamamıştı. Büyük ihtimal ondan daha çok eğleniyordu.

-----

4 Kaynak Keşfi: 4 Üretim
2 Büyü Okulu: 20 Gelişim 20 Üretim (Gölge ve Ölüm) (Utheril)
Sınır Genişletme: 2 Gelişim 2 Askeri (Utheril)
Şehir Kurma: 1 Gelişim 4 Üretim (Utheril)
6 Populasyon Arttırmak: 6 gelişim (Utheril, Alward+bonus, Oberon, Houri, Fravardin, Gundisalv )

Toplam: 29 Gelişim, 28 Üretim 2 Askeri
Lider üretimi: Edan (Okçu)

Büyü: Boyut Kapısı, Yeniden Doğum, Doğanın Lütfu, Petsuchos, Buzun Efendileri, Tersine Anka, Kutsal Aura, Kemikkıran Rüzgarı, Sonsuz Ormanın Gardiyanı

Büyü Deneme: Hava Düzlemi, Ateş Düzlemi, Sonsuz Ateş, Zaman Gezginleri, Son Arzu,Işın Demeti, Dünün Efendileri

Dilek: Dilek Gücü, Büyü Gücü, Puan, ek büyü denemesi

Diplomasi

Amalour - Barış, Ticaret (Gelir: Askeri) (Tüccar Prensler: Askeri) (Ticaretin rahat yapılabilmesi için Alward - Krillanon arası Boyut Kapısı teklifi)
Almoria - Ticaret (Al: 1 Askeri, Ver: 1 Gelişim) (Tüccar Prensler: Askeri)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder